Aşırı Kilo Ve Obezite

12-11-2012 | Kategori: Beslenme Bozuklukları / Endokrin ve Metabolik Hastalıklar

Okuma Listeme Ekle
Favori Listeme Ekle
  • iHealth

    Obezite gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla görülen genetik, çevresel ve psikolojik etkileşimi olan kronik bir hastalıktır. Obezite oranı Amerika Birleşik Devletleri gibi bazı toplumlarda erişkinlerde %35, 2-19 yaş arası çocuklarda %16’lara varmaktadır. Obezite yağsız vücut kitlesine oranla vücut yağ oranının artması sonucunda boya ve yaşa göre kilonun normal sınırın üzerine çıkması şeklinde tanımlanmaktadır. . . .

    Yazının devamını okumak için

    HEMEN ÜCRETSİZ ÜYE OL!
    Obezite gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla görülen genetik, çevresel ve psikolojik etkileşimi olan kronik bir hastalıktır. Obezite oranı Amerika Birleşik Devletleri gibi bazı toplumlarda erişkinlerde %35, 2-19 yaş arası çocuklarda %16’lara varmaktadır. Obezite yağsız vücut kitlesine oranla vücut yağ oranının artması sonucunda boya ve yaşa göre kilonun normal sınırın üzerine çıkması şeklinde tanımlanmaktadır. Erişkinlerde kilo fazlalığını tanımlamak için kişinin kilo ve boyu kullanılarak vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplanır. (VKİ: vücut ağırlığı(kg)/[boy(m)]2 ). Sadece vücut ağırlığı yerine VKİ kullanılmasının nedeni bu ölçümün vücuttaki yağ miktarı ile daha iyi korelasyon göstermesidir. Vücuttaki total yağ oranını ölçmemesine rağmen yine de obezite taramasında kullanılan en uygun yöntem VKİ’dir.

    VKİ değeri 20-25 arasında ise kişi normal kiloya sahip kabul edilir. Erişkinler için VKİ ölçümü 25-29.9 arasında olan kişi aşırı kilolu (overweight), 30’dan daha yüksek olanlar ise obez sayılır. VKİ 30-34.9 arası 1.ci sınıf, 35-39.9 arası 2.ci sınıf, 40 ve üstü ise 3.cü sınıf obezite (“morbid obez”)olarak değerlendirilir.
    Vücuttaki yağ oranını hesaplamada deri kıvrım kalınlığı (skinfold thickness), bel çevresi ölçümü, bel-kalça çevresi ölçümü ve US, tomografi, MRI gibi teknikler de kullanılabilir. Ancak bunların kullanımının teknik güçlüklerinin yanı sıra, kullanım yararlarına dair yeterli kanıt bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra, bel çevre çapındaki artış ile sağlık riskleri arasında ilişki olduğuna dair son zamanlarda bazı yayınlar vardır. Bu nedenle karın bölgesindeki şişmanlığın da VKİ ile birlikte takip edilmesi yararlı olabilir.

    Obezitenin değerlendirilmesinde kilonun tek kriter olmadığı, mutlaka boya ve yaşa özel değerlendirilme yapılması gerektiği unutulmamalıdır. VKİ ile bulunan değer WHO(Dünya Sağlık Örgütü) tarafından belirtilen VKİ (BMI=Body Mass Index) değerleri ve kilo sınıflaması tablolarına göre değerlendirilir.

    Obezitenin tanı ve takibinde bebek ve 16 yaş altı çocuklar için en basit ve geçerli yöntem ise boy ve kilo çizelgelerine bakılarak persentillere göre değerlendirilme yapılmasıdır. Çünkü bir çocuğun normal büyüme gelişmeyi tamamlayıp tamamlayamadığı ancak kendi cinsiyeti ve yaşındaki diğer çocuklarla karşılaştırılarak tespit edilir. Çocuklarda VKİ formülü kullanılarak elde edilen değer erkek ve kız çocuklar için ayrı ayrı yapılmış VKİ grafiklerine konularak da değerlendirilebilir (örneğin Centers For Disease Control-CDC’nin 2000 yılı çizelgeleri veya Dünya Sağlık Örgütü-WHO’nun BMI grafikleri bu amaçla kullanılabilir). CDC’ye göre %85-95 arası değerler aşırı kilo, %95 veya üstündeki değerler obezite olarak kabul edilir. VKİ yaş için hesaplanan değerlerin %99’ında ise obeziteye bağlı sağlık sorunlarının olması ihtimali ve obezitenin erişkin yaşlarda da devam etmesi riski yüksektir. Bu tabloya göre eğer bulunan VKİ değeri 18.5’un altında ise kişi zayıf olarak değerlendirilir ve bu durum malnutrisyon, yeme davranış bozukluğu ve/veya diğer sağlık problemi belirtisi olabilir. Amerika Birleşik devletlerinde yapılan bir araştırmaya göre toplumun %30’u obezdir. Aşırı kilolu-overweight olanlar da göz önüne alındığında bu oran toplumun 2/3’ünü kapsar.

    Yetişkinlikte şişmanlık, yağ hücre hacminin normal kilodaki kişilere göre artması (hipertrofi) şeklinde kendisini gösterirken, çocukluk çağı şişmanlıkta yağ hücre sayısı artışı(hiperplazi) ile kendini göstermektedir. Artan yağ hücre sayısı hayat boyu kiloya eğilimin fazla olması ile sonuçlanmaktadır. İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeyi takip eden tamamlayıcı besin başlangıcından itibaren sağlıklı beslenme kurallarına uyulması ile ömür boyu sağlıklı vücut ağırlığı ve sağlıklı vücut kompozisyonu sürdürülmesi amaçlanmalıdır.

    Obezite diabet, kalp ve damar hastalıkları, osteoartrit ve uyku apnesi gibi hastalıkların olma risklerini artırır. Pediatrik obezitede psikiyatrik ve psikolojik bozukluklara, kardiovasküler hastalıklara, tip 2 diabete ve astıma rastlama riski artar. Obezite ve ailede hipertansiyon öyküsü çocukta hipertansiyon için risk faktörleridir. Aşırı kilolu çocuklarda uyku apnesi görülme riski de artar. Obez tanısı almış bir çocukta açlık lipid profili ve kan şekerine bakılmalıdır. Diğer testlerin yapılması başka hastalıkların beraberinde olup olmamasına bağlıdır.

    Çocukluk çağındaki obezitenin erişkin yaşamda devam etmesi riski artan VKİ ile birlikte artış gösterir, çocuklukta VKİ değeri arttıkça erişkin obezite riski de artar. Çocukluk çağındaki obezite değerlendirilirken değiştirilebilecek davranış biçimleri çok önemlidir. Tavsiyeler çocuk tarafından yapılabilir olmalı ve kişiye göre düzenlenmelidir. Aile ile problem tartışılmalı, ailenin ve çocuğun ortada bir problem olduğunu kabullenmesinden sonra yemek seçiminde yapılması gereken değişikler önerilmelidir. Bu öneriler çocuk ve aile tarafından uygulanabilir olmalıdır. Davranış modifikasyonu yapılırken gerek kalori alımındaki fazlalık gerekse kalori yakınımdaki yetersizlik yani aktivite yetersizliği birlikte değerlendirilmelidir. En geleneksel yaklaşım biçiminde kişinin son 24 saat içinde yediklerini ve içtiklerini yazması istenir, bu birkaç gün için tekrarlanarak kişinin yeme alışkanlığı hakkında fikir sahibi olunmaya çalışılır. Araştırmalar, 1977-1996 yılları arasında çocukların ve erişkinlerin ev dışında yemek yeme alışkanlıklarında %300 lük bir artış olduğunu göstermiştir. Ev dışında yenen yemeklerin kalori miktarında ve porsiyonların büyüklüklerinde de bu süre içinde belirgin artış gözlenmektedir. Bir gıdanın enerji miktarını belirtmek için kalorik içeriği kullanılır. Genel anlamda kalori, 1 gram suyun, 1 atmosferlik basınçta ısısını 1 derece artırmak için gerekli enerji miktarı olarak tanımlanır, buna “küçük kalori” de denilebilir ve “cal” kısaltması ile tanımlanır. Bir gıdanın içerdiği enerji miktarından bahsedilirken ise “büyük kalori” den bahsedilir ve 1000 cal değerine eşit olup kcal birimi ile tanımlanır. Alınan gıda, sindirim yolu ile kullanılabilen enerji haline dönüştürülür. Vücuttaki tüm aktiviteler, örneğin hücrelerin bölünmesi, kasların çalışması vs. enerji gerektirir. Kişinin yaşı, günlük aktiviteleri, metabolik hızı vücudun günlük enerji ihtiyacını belirler. Gıdalardan alınan günlük enerji bu aktiviteler için kullanılır, fazlası ise yağ olarak depolanır. Eğer kişi, gıda yoluyla vücudun gereksinimi olandan daha fazla kalori almışsa, kilo alır. “Fast food”ların kalorik içerikleri genellikle yüksek olup VKİ üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir. Geçen son 40 yıl içinde 2 yaş üstü tüm yaş gruplarının tatlandırılmış içecek tüketiminde de artış olmuştur. Bunlar ekstra kalori kaynağıdır. Tatlandırılmış içeceklerin kısıtlanması kilo kontrolü açısından önemli olabilir.

    Obezitenin nedenleri nelerdir?

    Birçok kişi için aşırı kilo alımı, çevresel ve genetik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkar:

    • Yaş: Yaş ilerledikçe obezite riski artmaktadır.
    • Cinsiyet : Kadınlarda erkeklere oranlara artmış obezite riski dikkati çekmektedir.
    • Genetik etmenler: %25-30 rol oynamaktadır. Anne babanın kilolu olması ile çocuğun kilolu olması arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Eğer anne veya babadan biri ya da her ikisi obez ise, çocuğun aşırı kilolu olma riski artar. Bu risk özellikle 6 yaşın altındaki çocuklar için daha önemlidir.
    • Sosyal – ekonomik sorunlar: Gelişmiş ülkelerde ve sosyo-ekonomik düzeyi yüksek toplumlarda obezite riski daha fazladır. Apartman yaşamı, kent yaşamında olumsuz çevre koşulları gibi sosyal sorunlar da obezite riskini artırmaktadır.
    • Fiziksel aktivite azlığı: Gelişen teknoloji ile çocukların televizyon ve bilgisayara olan eğilimlerinin artması, yeşil alanlardan yoksun apartman yaşamı, çocuk oyun alanı açısından kentsel alanlardaki yoksunluk, merdiven kullanmama, toplu- bireysel araç kullanımı vb. nedenlerle çocukların hareketsiz yaşama eğilimleri her geçen gün artmaktadır.
    • Aile faktörü: Parçalanmış aileler, yaşlı anne- baba, tek çocuk, aile içi geçimsizlik gibi birçok faktör obezite riskini artırmaktadır.
    • Beslenme etmeni: Tamamlayıcı beslenmede doğru besin seçimi, damak tadı, yaşam tarzı, reklamlar, fast food beslenmeye yatkınlık.
    • Hormonal ve metabolik etmenler.
    • Sık sık düşük kalorili yanlış diyet uygulama.
    • Çevresel etkenler arasında son zamanlarda üzerinde durulan maddelerden biri BPA denilen ve plastikten yapılmış saklama kaplarında, bebek biberonlarında bulunabilen kimyasal maddedir.

    Çocuklar Diyet Uygulayabilir mi? Kaç Yaştan İtibaren ve Nasıl Diyetler Tercih Edilmelidir?

    Vücutta yağ yüzdesinin fizyolojik açıdan en üstlerde seyrettiği dönemler süt çocukluğu ve prepubertal(puberte öncesi) dönemlerdir. İlk yaşta şişmanlık sık görülmekte, çocuğun hareketinin arttığı toddler (1-5 yaş) döneminde ise, yağ yüzdesi hızlı bir düşüş göstermektedir. Yağ hücrelerinin fizyolojik artış gösterdiği ikinci dönem ise, prepubertal dönemdir. Bu dönemde hem erkek hem kız çocuklarında hızlı bir yağ artışı dikkati çekmektedir. Menarş ( ilk adet başlangıcı) ile birlikte kızlarda hızla artan kilo ve yağ artışı gözlemlenirken erkeklerde ergenlik ile birlikte yağ kitlesi hızlı bir düşüş gösterir, buna karşın kas kitlesi artar. Obezitenin kronik bir hal almaması için süt çocukluğundan itibaren sağlıklı beslenme kuralları çerçevesinde bebekler izlenmelidir. Bebeklerde beslenme düzeni ilk yıllarda oluşmaktadır. Bu dönemde edinilen sağlıklı beslenme alışkanlığı hayat boyu sürdürülmektedir. Özellikle okul öncesi çağ çocuklarında beslenme alışkanlıkları açısından aile çok büyük önem taşır. Evde pişirilen yemekler, eve alınan besinler, ailenin besinlerle ilgili tutumu çocuğun beslenme alışkanlığının, damak tadının ve yeme kültürünün temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle ailelerin yemeklere karşı tutumlarında çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Ailenin herhangi bir bireyinde herhangi bir besine karşı reddetme varsa bu çocuğa kesinlikle hissettirilmemelidir. Çünkü çocuklar aile bireylerini taklit etme eğilimindedirler. Örneğin anne peyniri reddediyorsa çocuk da peynire veya kendi seçtiği diğer bir besine karşı red oluşturabilir. Bu nedenlerle aileler yemek saatleri, yemek seçimleri, sofra düzeni, yemeklere karşı tutumları konusunda dikkatli davranmalılardır.

    Gerek yetişkin gerekse çocuklar için diyet kelimesi doğru bir seçim değildir. Çünkü diyet geçici olarak beslenme düzeninde yapılan değişikliktir. Ama hem yetişkin hem çocuk için asıl hedef ömür boyu sürdürülebilecek sağlıklı beslenme düzeni oluşturabilmektir. Çok düşük kalorili diyetler hiçbir zaman uygulanmamalıdır.

    Sağlıklı beslenmeye geçmek sağlıklı yaşama geçiş için ana basamaklardan sadece biridir. En önemli diğer basamak ise fiziksel aktivitenin artışıdır. Obez kişi mutlaka fiziksel aktiviteyi artırıcı faaliyetlere yönlendirilmelidir. Sağlıklı bir kilo için iyi yeme alışkanlığı kadar fiziksel aktivite de önemlidir. Çocukların her gün en az 60 dakika en az orta yoğunlukta bir fiziksel aktivite yapması önerilir. Televizyon seyretmek, video oyunları oynamak gibi hareketi kısıtlayan aktivitelerin günde 2 saati geçmemesi gereklidir.

    Çocuklar İçin Sağlıklı Beslenme Önerileri:

    • 0-6 ay sadece anne sütü 6-24 ay ise tamamlayıcı besinlerle anne sütü desteklenmelidir.
    • Çocukların beslenme düzeninin şekillendiği 6-12 ay arası dönemde tamamlayıcı besin geçişi için beslenme uzmanı ve/veya çocuk doktoru önerileri göz önünde bulundurulmalıdır.
    • Tamamlayıcı besinlere erken ya da geç başlanmamalı ve verilen tamamlayıcı besinin içeriği ve miktarı mutlaka bebeğin ayına uygun olmalıdır.
    • Çocuklara mutlaka kahvaltı yapma alışkanlığı kazandırılmalıdır.
    • Yemekler mutlaka aile sofrasında yenilmeli kesinlikle televizyon ya da bilgisayara başında yemek yenilmesine izin verilmemelidir.
    • Çocuklar yağ ve şeker oranı düşük besinlere yönlendirilmelidir.
    • Kademeli olarak “fast food” ve şekerli besin tüketimi azaltılmalıdır.
    • Çocuğun yememesi gereken besinler eve alınmamalıdır.
    • Akşam yemek sonrası poğaça, kek gibi besinler yerine meyve tüketimi sağlanmalıdır.
    • Şekerli ve gazlı içecekler yerine su, ayran ve taze meyve suyu tüketimi desteklenmelidir ve diğer önemli nokta ise; uymadan minimum 2 saat öncesine kadar yemek yeme sonlandırılmalıdır.
    • Ev içinde hareket kısıtlanmasına neden olan televizyon izleme bilgisayar oynama gibi süreler kısıtlanmalıdır.
    • Çocuğun yeme davranışının aile için çok önemli olduğu hissettirilmemelidir. Çünkü çocuklar olumlu ya da olumsuz ilgi çekmeyi severler.
    • Her çocuğun uğraştığı ana bir spor olmalıdır. Ama bu seçim mutlaka çocuğun kendisine bırakılmalıdır.
    • Yakın mesafelerde çocuklar araç kullanımı yerine mutlaka yürümeye teşvik edilmelidir.
    • Çocuklar asansör yerine merdiven kullanımına yönlendirilmelidir.

    Erişkinlerde Diyet:

    Kilo kaybı için alınan enerjinin, harcanan enerjiden az olması gereklidir. Fiziksel aktivite aynı kaldığı taktirde günlük kalori alımı 500 kcal azaltıldığında haftada ortalama yarım kilo kaybedilir.

    Kilo kaybı amaçlı yapılan diyetler düşük yağ, yüksek protein veya düşük karbonhidrat diyetleri şeklinde farklı planları içerir. Rejim protokollerinin çoğu diyetle alınan yağ miktarının total kalori alımının %30’unu geçmemesini önerir. Çok düşük yağ içeren diyetlerde bu miktar %7-15’e kadar inmektedir. Düşük karbonhidrat diyetlerinde karbonhidrat alımı günlük olarak 60 g’ı geçmez. Yüksek protein diyetlerinde karbonhidrat yerine protein alımı desteklenir. Burada amaç, proteinin kişiyi daha tok tutması ile daha fazla kilo vermesini sağlamaktır.

    Yapılan bir çalışmada düşük yağ-orta protein, düşük yağ-yüksek protein, yüksek yağ-orta protein ve yüksek yağ-yüksek protein diyetlerinin etkileri (karbonhidrat oranları %35-65 arasında değişmekte)2 yıl boyunca takip edilmiştir. Her 4 çalışma grubunda da toplam günlük kalori kişinin ihtiyacının 750 kalori altında olacak şekilde hesaplanmıştır. 2 yılın sonunda kaybedilen kilo miktarı ve bel çapındaki azalma tüm farklı diyetler için benzer bulunmuştur. Kilo kaybı en fazla ilk 6 ay içinde gerçekleşmiştir, bu süreden sonra diyete sadık kalma oranı katılımcıların çoğu için düşmüştür. Bu da kilo kontrolünde diyet kadar kişiyi motive eden davranış tedavisinin de önemli olduğunu göstermektedir.

    Fiziksel Aktivite:

    İdeal kilo için hem diyet hem de egzersiz gereklidir. Kilo vermek amacı ile diyetlerinde değişiklik yapmadan sadece düzenli egzersiz yapan kişilerin yeterince kilo vermediği görülmüştür. Örneğin bir çalışmaya göre haftada 30 km koşan ama diyetinde değişiklik yapmayan kişiler 8 aylık bir süre içinde sadece 3 kiloya yakın kilo kaybetmişlerdir. Ancak bu kişilerde iç organlardaki yağlanma azalmış, insülin direnci de düşmüştür. Bir başka çalışmada aşırı kilolu veya obez çocuklara ya haftanın 5 günü 20 dakika aerobik yaptırılmış veya günde 40 dakika egzersiz yaptırılmış ve 13 haftanın sonunda mukayese edilmişlerdir. Her 2 grupta da tip 2 Diabet riskinde belirgin azalma olmuştur.

    Kan basıncını, kan lipid düzeyini egzersiz ve diyet birlikte daha iyi düzenler.

    Diyet ve Egzersiz Yetersiz Kalırsa Ne Yapmalı?

    VKİ 30’un üzerinde olan veya VKİ 27’in üzerinde olup başka sağlık problemleri de bulunan bazı kişilerde doktor kontrolünde diyet ilaçları uygulanabilir. Bu ilaçlar iştahı baskılayabilirler, barsaktan yağ emilimini azaltabilirler, Phentermine, Diethylpropion, Sibutramine ve Orlistat bu amaçla kullanılan ilaçlardır. Ancak bu ilaçların önemli yan etkileri olabileceği unutulmamalı ve mutlaka bir doktor kontrolünde uygulanmalıdırlar.

    İleri derecede obez olan kişilerin yaşam sürelerinde 8-20 yıllık bir azalma olduğu tahmin edilmektedir. Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümler obez kişilerde %50, aşırı obez kişilerde %90’a varan oranlarda daha fazladır. Bu nedenle diyet, fiziksel aktivite ve ilaç tedavisi ile düzeltilemeyen bazı aşırı obez kişilerde cerrahi girişim düşünülebilir. Bariatrik cerrahi denilen yöntemde gastrointestinal bölgenin anatomisi değiştirilerek kalori alımı kısıtlanır. Bu operasyonlarda ya midenin kapasitesi küçültülür veya gıdanın asıl emildiği barsak bölümlerini by pass edecek yöntemlerle yenilen gıdanın emilimi azaltılır. Obezite için cerrahi yöntemler VKİ 40 ve üstünde olan veya VKİ 35 ya da üstünde olup aynı zamanda şiddetli uyku apnesi, diabet, kalp hastalığı gibi yüksek riskli diğer tıbbi problemleri olan kişilere önerilir. Açık cerrahi yöntem veya laparoskopik olarak uygulanabilir. Bu ameliyatın önerilebileceği kişiler için yaş sınır olmayıp hasta bazında değerlendirme yapılır. Adolesanlar için Bariatrik cerrahi VKİ 40 ve üstünde olan ve cerrahi ile düzelmesi umut edilen kiloya bağlı sağlık problemleri olan gençlere önerilebilir. Bariatrik cerrahinin obeziteye bağlı ölümleri azalttığı düşünülmektedir.
    Ne yöntem kullanılırsa kullanılsın obezitenin tedavisi genellikle zordur bu nedenle kilo kontrolünde obezitenin önlenmesi ana amaç olmalıdır.

    Yazının devamını okumak için

    HEMEN ÜCRETSİZ ÜYE OL!

    Okuma Listeme Ekle
    Favori Listeme Ekle
iHealthFile Banner Reklam
iHealthFile Banner Reklam