Meme Kanseri

10-12-2012 | Kategori: Kanser / Genel Cerrahi

Okuma Listeme Ekle
Favori Listeme Ekle
  • iHealth

    Meme kanseri kadınlarda en sık rastlanılan kanser türü olup dünyada kanserden ölüm nedenleri arasında da ilk sıralarda yer almaktadır. Bu kanserde en sık rastlanılan klinik bulgular, memede veya koltuk altında ele kitle gelmesi, meme başından akıntı, meme üstünde bir bölgede deride kalınlaşma veya portakal kabuğu tarzında çukurlaşma, memede şekil değişikliği, meme başında veya çevresinde renk değişimi, meme başında içe çöküntü veya memede adet dönemiyle ilişkisi olmayan ağrıdır. . . .

    Yazının devamını okumak için

    HEMEN ÜCRETSİZ ÜYE OL!
    Meme kanseri kadınlarda en sık rastlanılan kanser türü olup dünyada kanserden ölüm nedenleri arasında da ilk sıralarda yer almaktadır. Bu kanserde en sık rastlanılan klinik bulgular, memede veya koltuk altında ele kitle gelmesi, meme başından akıntı, meme üstünde bir bölgede deride kalınlaşma veya portakal kabuğu tarzında çukurlaşma, memede şekil değişikliği, meme başında veya çevresinde renk değişimi, meme başında içe çöküntü veya memede adet dönemiyle ilişkisi olmayan ağrıdır. Ayrıca, yapılan tarama testleri esnasında tesadüfen de bulunabilir. Meme kanseri herkeste aynı gelişen tek tip bir hastalık olmayıp çeşitli yapısal, moleküler farklılıklar içeren, tedaviye yanıtları ve davranış biçimleri değişen klinik olarak heterojen tümörleri içerir. Tümörün yapısal ve immünolojik özellikleri meme kanserlerini birçok alt gruba ayırır. Normal meme yapısını bilmek, meme kanserlerini anlamak açısından önem taşır. Normal memenin her lobu, birçok küçük lobülden oluşur ve bu lobüller aralarında yer alan lobüller arası kanallarla meme başına açılırlar. Lobülleri ve kanalları bazal membran denilen zar tarzı yapı sarar ve bunları çevre dokudan ayırır. Kanserin bazal membranı geçip geçmemesi “carcinoma in situ” ile “invaziv karsinom” ayrımında kullanılır.

    Klasik patolojik sınıflandırmaya göre en sık görülen meme kanseri tipi invaziv duktal karsinomondur (%75), bunu %10 ile invasiv lobuler karsinom takip eder. Immunopatolojik sınıflama ise kanserin bazı işaretleyicilere (marker) sahip olup olmamasına göre yapılır. Meme kanserinde kullanılan başlıca marker’lar östrojen reseptörü (ER+), progestron reseptörü (PR+), ve Human Epidermal reseptör 2(HER 2+)dir. ER pozitif olan tümörler klinik olarak önem taşırlar, çünkü bunlar anti-östrojen endokrin tedaviye yanıt verirler. PR pozitifliğinin ise klinik önemi daha azdır, endokrin tedaviden ekstra bir yarar sağlamadıkları düşünülmektedir. Hastalığın seyri açısından ER+ tümörler en iyi prognoza sahiptir. Eskiden HER2+ tümörlerin kötü prognoz taşıdıkları düşünülmekle birlikte yeni çıkan ve HER2 reseptörlerine yönelik antikor tedavileri (trastuzumab gibi) bu tip tümörlerin prognozunu belirgin olarak iyileştirmiştir. En kötü prognoz Triple negatif (TN) denilen ER-/PR-/HER2- olan meme kanser türlerine aittir. Metastaz yapmaları açısından da ER- tümörler akciğer, karaciğer, beyin gibi iç organlara, ER+ tümörler daha çok kemiğe, HER2+ tümörler ise çoğunlukla beyine yayılma eğilimindedirler. Son 10 yılda genetik tekniklerdeki gelişmeler meme kanserlerinin tanısına da yansımış olup başlıca 2 genetik alt grup tanımlanmıştır. Luminal A grubundaki hastalar yüksek oranda ER düzenleyici genlere sahip olup daha iyi prognoz sergilerler. Luminal B grubu ise az miktarda ER geni içerir ve daha hızla yayılan kötü prognoza sahiptirler. Meme kanserlerini genetik özelliklerine göre sınıflamanın hastanın prognozu ve tedaviye yanıtı hakkında daha detaylı fikir vereceği düşünülmektedir. Bu nedenle kullanılan ve yakın zamanda geliştirilmiş genetik analizlerden biri ticari adı Oncotype DX olan testtir. Bu testlerin önemi ve ileride yeni tedavi metodları geliştirme konusundaki potansiyelleri göz önünde bulundurulmalıdır ancak bunlar pahalı yöntemlerdir ayrıca hastanın tedavisinin ve prognozunun tutulan lenf düğümlerine, tümörün büyüklüğüne ve tümörün yapısal özelliklerine göre planlandığı klasik sınıflama sistemine olan üstünlükleri henüz çok kesin değildir.

    Meme kanserlerinin %25’inden daha azı 50 yaş altı kadınlarda görülür. Bazı ailelerde erken yaşlarda başlayan meme kanserine sık rastlanıyor olması bu kanserde kalıtımsal faktörlerin de rol oynayabileceğini göstermektedir. Genetik yatkınlık hem anneden hem babadan geçebilir. Anne veya babasında meme kanserine duyarlılık geni olan bir çocuğun bu geni taşıma olasılığı %50’dir. BRCA1 ve BRCA2 genleri genetik geçiş gösteren meme kanserleri arasında en iyi bilinenleridir. Örneğin BRCA1 mutasyonu denilen mutasyonu taşıyan meme kanseri daha çok genç kadınlarda bulunur, östrojen reseptörü taşımaz ve daha hızlı ilerler. BRCA1, BRCA2 gibi genleri taşıyan kişilerde over (yumurtalık) kanseri, pankreas kanseri gibi başka kanserlerin görülme riski de daha fazladır. Toplumda yaklaşık %15 sağlıklı kadının en az bir 1.ci derece akrabasında meme kanseri öyküsü bulunur. Bu kadınlarda meme kanserine rastlama riski normalden iki kat daha fazladır.

    Kişiye bağlı bazı özellikler de meme kanserinin sonuçlarını etkiler. Örneğin obezite tömörün tekrarlamasında ve yaşam süresini kısaltmasında önemli bir faktör olarak görülmektedir. Kişinin bağışıklık sisteminin genel aktivitesi de önemlidir.

    Meme kanseri tanısı konduktan sonra kanserin meme içinde veya diğer organlara yayılıp yayılmadığını anlamak için bir takım testler yapılır. Bu işleme evrelendirme denilir. Bu sınıflandırmada cerrahi esnasında çıkarılan bölgesel lenf düğümlerinin mikroskobik incelenmesi, Akciğer filmi, kemik taraması, vücudun PET scan ve CT scan (Tomografi) ile taranması testleri kullanılmaktadır. Bu testlerin sonucuna göre meme kanseri şu evrelere (Stage) ayrılır:

    Stage 0 (carcinoma in-situ): 2 tip carcinoma in-situ bulunur:

    • Ductal Carcinoma in-situ: Meme kanallarının döşeyen epitelde anormal hücreler bulunur. Başka yere yayılım yoktur. Bazen bu kanser invaziv hale gelir ve yayılır.

    • Lobular Carcinoma-in situ: Anormal hücreler lobullerde bulunur. Nadiren agresifleşir ama bu durum lobular karsinomun olduğu tarafta veya diğer memede kanser gelişme riskini artırır.

    Stage 1:

    • Stage 1A: Tümör 2 cm veya daha küçüktür ve koltuk altı lenf düğümlerine yayılmamıştır.

    • Stage 1B:

    ●Meme dokusunda tümör bulunmamıştır ama koltukaltı lenf düğümlerinde az miktarda kanser hücrelerine rastlanır (2mmden küçük)

    ●Tümör 2 cm veya daha küçüktür ve koltukaltı lenf düğümlerinde az miktarda kanser hücrelerine rastlanır (2mmden küçük).

    Stage 2:

    Stage 2A:

    ●Meme dokusunda tumor bulunmamıştır ama koltukaltı lenf düğümlerinde kansere rastlanır,
    ●Meme dokusunda 2 cm veya daha küçük tümör vardır ve koltuk altı lenf düğümlerine sıçramıştır,
    ●Meme dokusundaki tümör 2-5 cm arasındadır ama koltuk altı lenf düğümlerinde tümör yoktur.

    Stage 2B:

    ●Tümör 2 cm’den büyük ama 5 cm’den küçüktür ve koltukaltı lenf düğümlerine yayılmıştır,
    ● 5 cm’den büyüktür ama koltukaltı lenf düğümlerine yayılmamıştır.

    Stage 3A:

    ● Meme dokusunda tümör bulunmamıştır ancak koltukaltı lenf düğümlerine yayılmış ve bunları birbirlerine veya yakındaki diğer dokulara yapıştırmıştır ya da göğüs kemiği yakınındaki lenf düğümlerine yayılmıştır.

    ●Tümör 2 cm veya daha küçüktür ve koltukaltı lenf düğümlerine yayılmış ve bunları birbirlerine veya yakındaki diğer dokulara yapıştırmıştır ya da göğüs kemiği yakınındaki lenf düğümlerine yayılmıştır.

    ●Tümör 2 cm’den büyük ama 5 cm’den küçüktür. Kanser koltukaltı lenf düğümlerine yayılmış ve bunları birbirlerine veya yakındaki diğer dokulara yapıştırmıştır ya da göğüs kemiği yakınındaki lenf düğümlerine yayılmıştır.

    ●Tümör 5cm’den büyüktür ve Kanser koltukaltı lenf düğümlerine yayılmış ve bunları birbirlerine veya yakındaki diğer dokulara yapıştırmıştır ya da göğüs kemiği yakınındaki lenf düğümlerine yayılmıştır.

    Stage 3B: Tümör herhangi bir büyüklükte olabilir ve kanser

    ●Göğüs kafesine ve/veya meme üstündeki deriye yayılmıştır ve,

    ●Koltuk altı lenf düğümlerine yayılmıştır ve bunları birbirlerine veya yakındaki diğer dokulara yapıştırmıştır ya da göğüs kemiği yakınındaki lenf düğümlerine yayılmıştır.

    Stage 3C: Kanser meme dokusunda hiç görülmeyebilir veya herhangi bir büyüklükte olabilir, ayrıca göğüs kafesine ve/veya meme üstündeki deriye yayılmış olabilir. Bunlarla birlikte kanser

    ●Köprücük kemiğinin üstündeki veya altındaki lenf düğümlerine yayılmıştır

    ●Koltukaltı lenf düğümlerine veya göğüs kemiğine yakın lenf düğümlerine yayılmış olabilir.

    Stage 3C meme kanseri ameliyat edilebilen veya edilemeyen (inop) olmak üzere iki gruba ayrılır.

    Opere edilebilemiyen Stage 3C kanser köprücük kemiğinin üstündeki lenf düğümlerine yayılmıştır.

    Stage 4: Kanser diğer organlara sıklıkla da kemiklere, akciğerlere, karaciğere veya beyine yayılmıştır.

    Meme Kanseri Tedavi Yöntemleri: Meme kanseri tedavisinde kullanılan belli başlı tedavi yöntemleri şunlardır:

    Cerrahi Yöntemler:

    ●Meme Koruyucu Cerrahi: Memede kanser olduğu düşünülen bölge çıkarılır ama memenin tamamı çıkarılmaz. Meme koruyucu cerrahi yöntemler şunlardır:

    Lumpektomy: Tümör ve çevresindeki az miktarda normal görünüşlü doku çıkarılır.

    Parsiyel mastektomi: Memenin bir kısmı çevresindeki normal görünüşlü doku ile birlikte çıkarılır. Kanserin altındaki göğüs kaslarının üstündeki kılıf da cerrahi olarak çıkarılabilir.

    Bu hastalarda koltukaltı lenf düğümlerinin bir kısmı da çıkarılabilir.

    ●Total Mastektomi (Basit Mastektomi): Tüm meme çıkarılır. Koltukaltı lenf düğümlerinin bir kısmı da cerrahi olarak çıkarılır.

    ●Modifiye Radikal Mastektomi: Tüm meme, koltukaltı lenf düğümlerinin çoğu, göğüs kaslarının kılıfı ve bazen göğüs duvarı kasları da çıkarılır.

    BRCA1 veya 2 mutasyonu taşıyan ve meme kanseri gelişimi yüksek olan kişiler bu riski %90 veya daha fazla düşürmek için koruyucu mastektomi olmayı tercih edebilirler. Hastaya eğer mastektomi yapılacaksa memeye estetik operasyon da düşünülmelidir. Bu meme kanseri operasyonu ile aynı anda veya ayrı bir seansta yapılabilir.

    Radyasyon tedavisi:

    Radyoterapinin iki tipi vardır. Eksternal radyasyon tedavisinde dışarıdan bir aletle radyasyon kanserin olduğu bölgeye doğru gönderilir. İnternal radyasyon tedavisinde kanserli bölgenin hemen içine veya yakınına yerleştirilen iğne, kateter gibi yöntemlerle radyoaktif madde kanser içine verilir. Hangi tip radyasyon gerektiği kanserin tipine ve evresine göre değişir.

    Kemoterapi:

    Kanserli hücrelerin büyümesine engel olmak için kullanılan ilaç yöntemidir. Bu yöntem kanserli hücreleri öldürür veya bölünerek büyümelerine engel olur. Bu ilaçlar ağızdan alınabilir veya vücuda damar ya da kas yoluyla enjekte edilirler. Kemoterapinin gerekliliği ve tipi kanserin tipine ve evresine göre kararlaştırılır.

    Hormon Tedavisi:

    Bazı hormonlar kanserlerin büyümesine yardımcı olurlar. Eğer meme kanserinde kanserin üzerinde hormonların bağlanacağı reseptörler saptanırsa çeşitli yöntemlerle kanserin duyarlı olduğu hormonlar azaltılmaya çalışılır.

    Östrojen meme kanserini büyütür. Tamoxifen veya Arimidex, Aromasin, Femara gibi ilaçlar bu amaçla kullanılırlar.

    Hedefe Yönelik Kanser Tedavisi:

    Kanserli hücrelere yönelik çeşitli maddeler veya ilaçlar kullanılarak normal dokuya zarar vermeden kanserli hücreleri ortadan kaldırmaya yönelik tedavi yöntemleridir. Bunlar Kemoterapiye yardımcı olarak kullanılabilirler. Bazı kanser hücrelerinin üzerinde kanserin büyümesini sağlayan sinyaller gönderen proteinler bulunur. Monoklonal antikorlar bu proteinlere bağlanarak bu tip sinyallere engel olmaya çalışırlar. Örneğin HER2 büyüme faktörü proteinidir ve HER2+ olan meme kanserlerinde bu proteinin etkisini baskılayacak monoklonal antikorlar (Trastuzumab-Herceptin) kullanılmaya başlandığından beri bu tip kanseri olan hastaların prognozunda düzelmeler sağlanmıştır.

    Deneme Aşamasında Olan Tedavi Yöntemleri:

    Yüksek Doz Kemoterapi ile Birlikte Kök Hücre Transplantasyonu: Yüksek doz kemoterapi ile zarar gören normal hücreleri kök hücre ile yerine koymaya yönelik bir yöntemdir. Yapılan çalışmalar, yüksek doz kemoterapinin standart doz kemoterapiden daha yararlı olduğunu gösterememiştir. Bu nedenle şimdilik rutin uygulamada olmayıp bazı sadece klinik çalışmalarda kullanılmaktadır.

    Genetik olarak meme kanserine eğilim gösteren genleri taşıyan kişilerin ne şekilde takip ve tedavi edilmesi konusunda henüz bir fikir birliği yoktur. Bazı uzmanlar önleyici mastektomi önerirken bazıları riski azaltmak için sadece salfingoooferektomi denilen yumurtalıkların ve tüplerin alınmasını tavsiye etmektedir. Bu yöntemle hem over (yumurtalık) kanseri riskinde %80-96 oranında azalma olmakta hem de östrojen oranı düşürülerek meme kanseri riskinin %50 azaltıldığı düşünülmektedir. Rutin mamografi ve meme ultrasonografisi dışında meme için MRI taraması yapılması, Tamoxifen veya Raloxifene türü ilaçların kullanılması da bazı kişiler için önerilmektedir. Genetik olarak meme kanseri riski taşıyan kişilerin bir uzman tarafından yakın takipte olması gereklidir.

    Yazının devamını okumak için

    HEMEN ÜCRETSİZ ÜYE OL!

    Okuma Listeme Ekle
    Favori Listeme Ekle
iHealthFile Banner Reklam
iHealthFile Banner Reklam