Geçici İskemik Atak Ve Felç (İnme)

09-10-2016 | Kategori: Nöroloji

Okuma Listeme Ekle
Favori Listeme Ekle
  • iHealth

    Felç, dünya genelinde kalp krizinden sonra en sık rastlanılan ölüm nedenidir. Sonradan edinilen sakatlık nedenleri arasında ise ilk sırada yer almaktadır. Sadece hastanın kendisini değil, tüm ailesini ve bakımından sorumlu kişileri de etkiler. Gelişen tedavi yöntemleri sayesinde felç sonrası ölümlerde azalma görülürken, felç geçiren hasta sayısında artış olduğu düşünülmektedir. . . .

    Yazının devamını okumak için

    HEMEN ÜCRETSİZ ÜYE OL!
    Felç, dünya genelinde kalp krizinden sonra en sık rastlanılan ölüm nedenidir. Sonradan edinilen sakatlık nedenleri arasında ise ilk sırada yer almaktadır. Sadece hastanın kendisini değil, tüm ailesini ve bakımından sorumlu kişileri de etkiler. Gelişen tedavi yöntemleri sayesinde felç sonrası ölümlerde azalma görülürken, felç geçiren hasta sayısında artış olduğu düşünülmektedir. Felç geçirdikten sonra ölmeyen kişiler arasında sakatlık oldukça yüksektir. Bu kişilerin yaklaşık %20’si felci takip eden 3 ay sonra bile hastane bakımı gerektirmekte, %15-30’unda da kalıcı sakatlıklar görülmektedir. Felç geçiren bir kişide felcin tekrarlama olasılığı ve kalp krizi gibi diğer damar hastalıkları riski de yüksektir.

    Batılı ülkelerde felçlerin yaklaşık %80’inin nedeni beyini besleyen damarlarda tıkanıklık, geri kalan %20’sinin nedeni ise beyin kanamasıdır. Felçlerin %77’den fazlası ilk atak, kalanı tekrarlayan felç olgularıdır. Felçten sonra ilk 30 gün içinde ölüm riski %10-17 arasındadır. İleri yaş, kalp hastalığı veya diabet gibi bir hastalığın beraberinde bulunması veya kansız kalan alanın büyüklüğü felç sonrası ölüm veya sakatlık riskini artırır.

    Felçte genellikle ani başlayan ancak bazı hastalarda yavaş artan tarzda olabilen nörolojik bozukluklar gözlenir. Bunlar genellikle konuşma bozukluğu veya kaybı, görme kaybı, kuvvet kaybı, denge bozukluğu, duyu kaybı şeklinde kendini gösterir. Bulgular ve yakınmalar genellikle vücudun tek bir tarafında olup bilinç kaybı ya yoktur ya da azdır. Ancak nadiren de olsa bilinç kaybı görülebilir.

    Geçici iskemik atak (Transient Ischemic Attack:TIA)felcin en önemli habercisidir. TIA beyin, omurilik veya retinanın bir bölümünün kansız kalmasına bağlı olarak gelişen ve dokuda gözle görünür hasara neden olmayan geçici nörolojik rahatsızlığa verilen isimdir. TIA geçirilmesini takiben ilk 90 gün içinde felç riski %17 civarında olup en büyük risk 1.ci haftadadır. Felç ve TIA klinik olarak birbirine benzese de TIA’daki nörolojik bulgular 24 saat içinde düzelir.

    Ateroskleroz (damar sertliği) ve kalpten emboli atması beyin iskemisinde yani beynin kansız kalmasındaki en önemli nedenlerdir. Ancak 50 yaş altındaki hastalarda daha nadir rastlanılan nedenler de göz ardı edilmemelidir.

    Felç geçirmiş hastalarda detaylı bir fizik muayene ile hem felcin derecesi hem de altta yatan neden (yüksek tansiyon, kalpte üfürüm gibi) hakkında fikir edinilir. Çeşitli laboratuvar çalışmaları da tanıya yardımcıdır. Bunlar arasında kan şekeri (glükoz) ölçümü, kolesterol ölçümü, kanın pıhtılaşmasına yönelik testler sayılabilir. EKG çekilerek kalpteki ritim bozuklukları, EKO ile kalpteki yapısal bozukluklar araştırılabilir. Doppler ile damar tıkanıklıkları gösterilebilir. Beyin tomografisi veya MR ile beyin kanaması olup olmadığına ve beyinde kansızlığın yaptığı hasarın derecesine bakılır. Bazen hasarın artıp artmadığına bakmak için bu röntgen tetkiklerinin aralıklarla tekrarlanması gerekebilir.

    TIA veya Felç Geçirmiş Hastalardaki Risk Faktörlerinin Kontrolü:

    I-)Değiştirilemeyen Risk Faktörleri:

    1. Yaş: Felç ve beyin kanaması riski 55 yaştan sonraki her 10 yılda 2 kat artar. Ancak felç çocukluk çağı dahil her yaş grubunda görülebilir.

    2. Düşük doğum Ağırlığı: Düşük kilo ile doğan bebeklerin (2500 gramın altı)erişkin yaşlarda felç geçirme risklerinin normal doğum ağırlıklı bebeklerden daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Bunun nedenleri tam bilinememektedir.

    3. Irk: Siyahi ırkta veya bazı Güney Amerika kökenli kişilerde felç oranı daha yüksektir. Kızılderililerde ise bu risk daha da yüksek bulunmuştur.

    4. Genetik faktörler: Yakın aile bireylerinde felç geçirme öyküsü olan kişilerde felç geçirme riski yaklaşık %30 artar. Bu risk kadınlarda daha yüksektir.

    II-)Kontrol Edilebilen Risk Faktörleri:

    1. Hipertansiyon, sistolik kan basıncının(büyük tansiyon) 140 mmHg veya üstü, diastolik kan basıncının (küçük tansiyon) ise 90 mmHg ve üstü olması olarak tanımlanır. Gerek sistolik gerekse diastolik kan basıncındaki artış, felç riskini artırır. Felç veya TIA geçirmiş veya riskli kişilerde kan basıncının kontrol altında tutulması çok önemlidir. İdeal kan basıncı yoktur, bu kişiye göre ayarlanmalıdır ancak 120/80’nin altı normal kan basıncı olarak düşünülmelidir. Bunu sağlamak için tuz kısıtlaması, kilo kaybı, meyve ve sebzeden zengin az yağlı diyet, egzersiz ve alkol alımının kısıtlanması önerilebilir. Uygun kişilerde ilaç kullanımı doktor kontrolünde başlanır.

    2. Diabet: Felç geçirmiş kişilerin yaklaşık %15-33’ünde diabet bulunur. Normal açlık kan şekeri 100 mg/dL altındadır. Felç veya TIA geçirmiş hastalarda kan basıncı ve diabet kontrolü önerilmektedir.

    3. Lipidler: Yapılan geniş çaplı çalışmalar kolesterol veya düşük densiteli lipoprotein kolesterol(LDL-C) değerlerindeki artışın felç riskini artırabileceğini göstermiştir. Yüksek trigliserid düzeyleri de aynı şekilde risk yaratır. Yüksek densiteli lipoprotein kolesterol (HDL-C) düzeylerinin ise düşüklüğü risk teşkil eder. LDL-C değerleri 100 md/dl ve üzerinde olan TIA veya felç geçirmiş hastalarda LDL-C’nin 70 mg/dl altına indirilmesi veya halen olan düzeylerinin en az %50 azaltılması idealdir. TIA veya felç geçirmiş ve HDL-C düzeyleri düşük hastalarda Niacin veya Gemfibrozil grubu ilaçların kullanımı önerilebilir. Yapılan çalışmalar HDL-C değerlerindeki her 10 mg/dL’lik artışın felç riskini%11-15 oranında düşürdüğünü göstermiştir. Bu tedavilerinin mutlaka kişinin doktoru tarafından başlanması ve düzenli olarak doktor kontrolünde devam etmesi gerekir zira kişinin diğer risk faktörlerine göre farklı ilaçlar veya farklı tedavi yöntemleri gerekebilir.

    4. Sigara Kullanımı: Sigara kullanımı felç için bir risk faktörüdür. Pasif içicilerde bile kalp-damar hastalığı ve felç riski artar. Riskli hastaların sigara dumanıyla karşılaşma olasılığının ortadan kaldırılması ve aktif içicilerin sigarayı bırakması önerilir.
    5. Alkol Alımı: Aşırı alkol kullanımı felç riskini artırır. TIA veya felç geçirmiş, aşırı alkol kullanan kişilerin alkol alımını azaltması veya kesmesi önerilir. Erkekler günde2, kadınlar günde 1’den fazla alkol almamalıdır.

    6. Obesite: Vücut kütle indeksi (VKİ)(Body Mass Index:BMI)30 kg/m2 den fazla olan kişilerde kalp damar hastalıkları ve erken ölüm riski bulunur. Felç ve obesite ilişkisi ise daha karmaşık olup yapılan çalışmalar, kilo kaybının felç geçirmiş kişilerin tekrar felç geçirme riskini azalttığını gösterememiştir.

    7. Fiziksel Aktivite: TIA veya felç geçirmiş kişilerin fiziksel durumları uygunsa haftada 1-3 kez, 30 dakikalık egzersizler yapmaları önerilir. Egzersizin yoğunluğu kalp hızını artıracak veya terletecek şiddette olmalıdır (hızlı yürüyüş yapmak gibi).

    8. Metabolik Sendrom: Metabolik sendrom, damar hastalığı riskini artıran birçok anormalliğin birleştiği duruma verilen isimdir. Bu risk faktörleri arasında kan trigliseridlerinde yükseklik (150 mg/dL veya üstü), düşük HDL-C (erkeklerde 50, kadınlarda 40 mg/dL altı), yüksek tansiyon(sistolik 130 mmHg ve üstü, diastolik 85 mmHg ve üstü), bel çevresinde kalınlaşma (erkeklerde 102 cm veya üstü, kadınlarda 88 cm veya üstü)ve açlık kan şekerinin yüksekliği (100 mg/dL ve üstü) sayılabilir. Bu 5 risk faktöründen 3’ünün olması metabolik sendrom tanısı için yeterlidir. Felç geçirmiş kişilerin %40-50’sinde metabolik sendrom bulunur. Koruyucu tedavi her bir risk faktörüne yönelik olmalıdır.

    9. Kalpten Kaynaklanan Emboli: Felç geçiren kişilerin yaklaşık %20’sinde kalp kaynaklı bir neden bulunur. Bunlar arasında kalpte ritim bozuklukları, kalp krizi, kalp kasının hastalıkları, kalp kapağı bozuklukları veya yapay kalp kapağı takılmış olması sayılabilir. Kalpte sağ ve solda yer alan ayrıca üst ve alt diye ayrılan 4 odacık bulunur. Sağ ve sol odacıkları ayıran septum denilen bir yapı bulunur. Erişkin yaştaki kişilerin yaklaşık %15-25’inde septumun üst odacıklar arasında kalan kısmında doğuştan gelen küçük bir delik bulunur buna Patent Foramen Ovale (PFO) denir. PFO özellikle 55 yaşın altındaki kişilerde felç için risk oluşturur.

    10. Bazı kişilerde kanın kolay pıhtılaşmasına neden olan doğuştan gelen veya sonradan edinilmiş hastalıklar bulunabilir. Bunlar TIA veya felç riskini artırabilirler. Bu hastalarda tedavi altta yatan nedene yöneliktir.

    11. Karotid damar tıkanıklığı: Beyini besleyen ana damar olan karotid arterde kireçlenmeye bağlı tıkanıklık felç riski yaratır. Yapılan çalışmalar henüz yakınması olmayan hastalara koruyucu amaçla yapılan bu darlığı ortadan kaldırmaya yönelik cerrahi girişimin felç riskini azalttığını göstermiştir.

    12. Hamilelikte Felç: Felç hamilelikte, doğum esnasında veya doğum sonrası oluşabilir. En yüksek risk doğumu takip eden ilk 3 gün içindedir. Hamile bir kadında bilinen bir risk varsa altta yatan nedene yönelik tedavi uygulanır.

    Tedavi:

    Felç geçiren hastalara şikayetlerin başlamasından sonraki 3 saat içinde damar yolu ile rt-PA (alteplase) verilmesi önerilir. Bu tedaviyi alan ve almayan hastalar arasında ölüm oranında bir fark olmamasına rağmen ilacın verildiği hastalarda kalıcı nörolojik bozukluk riski daha düşüktür. Bu ilaç yaklaşık %6.4 hastada beyin kanamasına neden olmaktadır. Kanama riski, yaşlı hastalarda ve felcin daha geniş bir beyin kısmını etkilediği hastalarda daha yüksektir.

    Bazı bilimsel çalışmalar felçten sonraki 48 saat içinde başlanan ve 2 hafta devam eden Aspirin tedavisinin yararlı olduğunu göstermiştir. rt-PA tedavisi almış kişilerde genellikle Aspirin tedavisine başlanmadan önce 24 saat beklenmesi önerilir. Günde 81 mg veya günaşırı 100 mg olarak alınan Aspirinin özellikle yüksek riskli kadınlarda ilk kez geçirilen felç riskini azalttığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Felç geçirme riski yüksek olan ve Aspirin kullanmasında sakınca bulunmayan erkeklere de doktorları tarafından önerilebilir.

    Büyük Damarlarda Tıkanıklığı Olan kişilerde Girişimsel Yöntemler:

    Beyini besleyen ana besleyici damar Karotid arteridir. Boyunun her iki yanında yer alır. Karotid arterinde tıkanıklık söz konusu olduğunda beyinin beslenmesi bozulur ve TIA ya da felç riski ortaya çıkar. Bu nedenle 6 ay içinde geçirilmiş TIA veya felç öyküsü olan, karotid arterlerinin her ikisinde de %70-99 arası tıkanıklık bulunan hastalara eğer operasyon riskini artıran başka bir durum söz konusu değilse Karotid Endarterektomi yapılabilir. Bu işlemde karotid arterde tıkanıklık olan kesim cerrahi olarak çıkarılır. Tıkanıklık eğer %50-69 arası ise hastanın yaşına, genel durumuna bakılarak bu işlem doktoru tarafından önerilebilir. Cerrahi riski yüksek hastalara Karotid Anjioplasti ve Stent operasyonu uygulanabilir. Bu işlemde damar içine küçük bir balon geçici olarak sokulur ve tıkalı olan kısımda şişirilerek tıkanıklık açılmaya çalışılır. Genellikle bu işlemden sonra tıkalı damarın içine küçük metal bir stent konularak damar açık tutulmaya çalışılır. Her iki tip cerrahi girişimi gerektiren hastalara ayrıca pıhtılaşmayı önleyici ilaç kullanmak gerekebilir.

    BURADA YAZILI OLAN SAĞLIK MAKALELERİ SADECE TOPLUMU BİLGİLENDİRMEYE YÖNELİKTİR. TANI VEYA TEDAVİ AMAÇLI KULLANILAMAZ. YAZIDA BAHSİ GEÇEN TIBBİ DURUMDAN ŞÜPHE EDİLDİĞİNDE DERHAL BİR DOKTORA BAŞVURULMALIDIR.

    Yazının devamını okumak için

    HEMEN ÜCRETSİZ ÜYE OL!

    Okuma Listeme Ekle
    Favori Listeme Ekle
iHealthFile Banner Reklam
iHealthFile Banner Reklam